21 Nisan 2018 Cumartesi
Anasayfa > Yazarlar > Sizden Gelenler > Aleksandar Vuçiç'in Zaferinin Avrupa, Balkanlar ve Türkiye İçin Önemi
Sizden Gelenler

Aleksandar Vuçiç'in Zaferinin Avrupa, Balkanlar ve Türkiye İçin Önemi

04.04.2017 14:26 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Sizden Gelenler
2015 yılının aralık ayında dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu Sırbistan'a bir ziyaret gerçekleştiriyordu. Sırbistan Başbakanı Aleksander Vuçiç ve Davutoğlu'nun başbaşa görüşmesinin ardından basın toplantısına geçilmişti. Başbakanlıktaki salon hınca hınç yerli ve yabancı basın mensubu ile doluydu. Zira Türkiye, hava sahasını ihlal ettiği için Rus uçağını yeni düşürmüş ve Sırbistan da Rusya'nın Balkanlardaki en güçlü müttefiki idi. İki ülke arasındaki ilişki müttefiklikten de öte dini kültürel ve tarihi bir boyut içeriyor. Rusya, tarih boyunca Balkanlardaki Ortodoks milletlerin "Büyük Ağabeyi" rolündedir. Aleksander Vuçiç, Sırp devlet televizyonu muhabirinin "Türkiye ile bu görüşmenize Rusya'nın nasıl bir tepki göstereceğini düşünüyorsunuz" sorusuna "Sırbistan'ın Türkiye ile ilişkileri üçüncü ülkeleri bağlamaz" şeklinde sert bir cevap vermişti.

47 yaşındaki Aleksander Vuçiç, 3 yıl Sırbistan Başbakanlığı yapmasının ardından Pazar günü yapılan seçimlerde büyük bir oy farkı ile Cumhurbaşkanı seçildi. Vuçiç, resmi olmayan ilk sonuçlara göre yüzde 55'in üzerinde oy alırken, en yakın rakibi Sasa Jankoviç'in sadece yüzde 16 civarında oy alması Vuçiç'in önümüzdeki 10 yıllık dönemde ülke siyasetinin tartışmasız tek ismi olduğunu ortaya koydu. Peki Vuçiç'in Sırbistan siyasetine bu denli hakim olması Avrupa, Balkanlar ?özellikle Boşnaklar- ve Türkiye için ne anlam ifade ediyor?

Aleksander Vuçiç Bosna savaşı sırasında aşırı sağ bir çizgide idi. Onun "Her öldürülen Sırp için 100 Müslüman (Boşnak) öldürmeliyiz" sözü hala birçok Boşnak'ın unutamadığı bir savaş anısı. Tam da bu sebeple, iki yıl önce Srebrenica soykırımının 20. Yıldönümü törenlerine katılan Vuçiç, Srebrenica şehitliğinde Boşnakların büyük tepkisini çekmiş ve tören alanını terketmek zorunda kalmıştı. Ancak, Vuçiç savaş sonrasında aşırı sağ çizgiden merkez sağa geçiş yaptı. 2014 yılında Başbakan olmasının ardından ise ülkesine Avrupa Birliği ile Rusya arasında ince bir çizgide yol çizmeye çalıştı. Ekonomik kalkınmayı hükümet programının en önemli unsuru yaptı. İşsizlik oranını yüzde 25'lerden yüzde 13'lere indirdi. 90'larda yaşanan iki savaştan bunalan Sırp halkı onun bu ekonomi politikalarına oy verdi. Eski Sırp savaş kahramanı ve ülkedeki Radikal Parti'nin adayı Vojislav Seselj'in sadece yüzde 5 oy alması ise Sırpların artık savaş ve yıkımdan başka bir şey getirmeyen ırkçı politikalardan artık ne kadar bunaldığının göstergesi. Ülkenin yolsuzluk içinde olduğunu ve nepotist-popülist politikalarla yönetildiğini savunan ve siyasi sistemle dalga geçme amaçlı aday olan 25 yaşındaki üniversite öğrencisi Luka Maksimoviç'in yüzde 10 oy alması ise Sırbistan'da ciddi bir muhalefetin eksikliğinin göstergesi oldu.

HEM AB'NİN HEM RUSYA'NIN DESTEĞİNİ ALABİLEN LİDER

Aleksander Vuçiç, Cumartesi gecesi seçim zaferini ilan ettiği konuşması sırasında hem Almanya Başbakanı Angela Merkel'e hem de Rusya Başkanı Vladimir Putin'e "desteklerinden" dolayı teşekkür etti. Zira iki lider de seçimin hemen öncesinde Vuçiç ile görüşmüştü. Avrupada'ki muhalif kanat, Merkel'i ziyareti ile Vuçiç'in seçim kampanyasına destek verdiği için eleştirmişti. Ancak Avrupa Birliği, kapı komşusu Sırbistan'ı tamamen Rusya nüfuzuna terketmek istemiyordu. Putin'in iktidarı sürecinde Balkanlaraki Rus nüfuzu hızla arttı ve bugün Bulgaristan, Makedonya, Karadağ gibi ülkelerde AB ile Rusya büyük bir nüfuz mücadelesi yaşanıyor.

 Vuçiç ayrıca, Cumhurbaşkanlığı sırasında ülkenin Avrupa Birliği üyeliği politikasındaki öncelikte bir değişme olmayacağını ancak Rusya ve Çin ile dostluklarının da devam edeceğini söyledi. Sırbisitan'ın bu dış politikası aslında Türkiye'nin de izlemekte olduğu politikanın benzeri olduğu söylenebilir. Türkiye ile Sırbistan ilişkisi ise bu benzerliğin ötesinde anlamlar içeriyor. Son yıllarda Türkiye'nin Sırbistan'daki yatırımları hızla artıyor. Türkiye açısından 40 milyar dolar civarında bir büyüklüğü olan Sırbistan ekonomisinin geri dönüşü maddiyattan çok siyasi anlamlar içeriyor. Zira Balkanlardaki istikrarın yolu Sırbistan'dan geçiyor. Bosna'da ve Kosova'da aynı acıların yaşanmasını istemeyen Türkiye, Sırbistan ile ekonomik ilişkilerini geliştirip bölgenin istikrarı için bunu yumuşak gücü olarak kullanmayı hedefliyor. Yani Türkiye'nin Sırbistan ile güçlü ekonomik ve siyasi bağlar kurması Bosna Hersek'in güvenliği açısından Saraybosna'daki üçe bölünmüş güçsüz liderlerle kurulacak bağlardan daha önemli.

SİYASİ KARİYERİNİN ZİREVİSiNDE NEDEN CUMHURBAŞKANLIĞI?

Aleksander Vuçiç'in Sırbistan siyasetindeki popülaritesi 20'li yaşlardan itibaren Bakan olarak başlamasının ardından hızlı bir yükselişe girdi. 2014 yılında Sırbistan Başbakanı seçilmesi ile ise zirveye ulaştı. Peki Pazar günkü seçim sonuçlarının da ortaya koyduğu gibi Vuçiç Sırbistan siyasetinin tartışmasız en güçlü figürü olmuşken, Başbakanlık yani yürütmenin başı görevini bırakıp neden Cumhurbaşkanlığına aday oldu? Zira Sırbistan Cumhurbaşkanlığı makamı, Erdoğan öncesindeki Türkiye Cumhurbaskanlığına çok yakın yetkiler içeren bir makam. Yetkilerin çoğu ve ülkeyi yönetme görevi başbakanda. Bu sorunun cevabına dair ipuçlarını seçimden önce yayınlanan Vuçiç'in kampanya filminde bulmak mümkün. Filmde iki pilot havada uçağın hangi yöne gitmesi gerektiği konusunda kavga etmeye başlıyor. Uçak bu kavga sonucunda türbülansa giriyor ve yolcular ölüm korkusu yaşamaya başlıyor. Daha sonra yolculardan birisi olan Vuçiç, kameraya konuşup "Bu bizim kabusumuz olabilir. Bu uçak gibi ülkemizin yönetimi de iki insana emanet edilmiş: Başbakan ve Cumhurbaşkanı. Eğer bu iki makamdaki kişler ülkeyi ayrı istikamete götürürlerse istikrarımızı kaybederiz." diyor. Henüz Sırbistan siyasi çevrelerinde ve medyasında çok fazla dillendirilmemiş olsa da bu reklam Sırp siyasetinin önümüzdeki dönemde sürükleneceği yön konusunda fikir veriyor. Aleksarder Vuçiç'in mevcut sistemde Cumhurbaşkanı olarak günlük siyasetin dışında kalıp ülkeye, siyasete ve hatta kendi partisine hakim olamayacağı belirtiliyor. Ülkenin Türkiye tarzında bir sistem değişikliğini er ya da geç yaşayacağını düşünülüyor. Ve ufukta emareleri görünen bu değişimin , Türkiye'deki referandum için açıkça hayır çalışması yürüten Avrupa Birliği'nin ve özellikle Almanya'nın ve Rusya'nın desteği ile geleceği görünüyor.

Ahmet Tuna
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.