15 Ağustos 2020 Cumartesi
Anasayfa > Yazarlar > Mehmet Kemal Köksal > DÜNYA BASINININ SREBRENİTSA SOYKIRIMI
Mehmet Kemal Köksal

DÜNYA BASINININ SREBRENİTSA SOYKIRIMI

02.07.2020 16:24 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Mehmet Kemal Köksal

DÜNYA BASININ SREBRENİTSA SOYKIRIMI

 

Bosna Hersek’te yaşayan bir Türk olmanın vermiş olduğu en büyük kazanımlardan birisi de Srebrenitsa soykırımı ve Boşnakların tüm ülke genelinde yaşamış oldukları soykırımlara, insanlık suçlarına yakından tanıklık etmektir. Bu coğrafyanın yakın tarihinde yaşananlar, tüm Dünyayı bir dönem etkisi altına almıştır, özellikle de Türkiyeyi. Bugün Türkiye de faaliyet gösteren birçok vakıf ve insani yardım kuruluşu ilk faaliyetlerini Bosna savaşı sırasında gerçekleştirmiştir. Boşnakların başına gelenler daha sonraki nesiller için de büyük bir uyanışın başlangıcı olmuştur.

 

Bizler savaştan bahsederken konu Srebrenitsa soykırımına geldiğinde onu hep ayrı tutarız. Soykırım ve savaş aynı şeyler değildir, yaşattıkları ve bıraktıkları izler aynı şeyler değildir. Bugün Sırbistan ve birkaç ülke dışında neredeyse bütün dünyanın kabul etmiş olduğu Srebrenitsa soykırımı genelde hep sonuçlarıyla ve bıraktığı acılar üzerinden değerlendirilmiştir. Srebrenitsa soykırımının yaşanmasına sebep olan olaylar o dönem ki askeri ve siyasi gelişmeleri açısından sürekli değerlendirilmiş ve dile getirilmiştir.

 

Ancak bu konuda medyanın üstlenmiş olduğu kimi zaman yanıltıcı kimi zaman da kurtarıcı rol üzerine çok fazla çalışma göremezsiniz. Lisans tezim işte tam da bu konu üzerindeydi. Tirajı yüksek Amerikan, İngiliz, Fransız ve Türk gazetelerinin Temmuz ve Ağustos 1995 yılı günbegün soykırımla ilgili yazılarını analiz etmiştim. Beklediğim durumdan çok daha vahim bir tabloyla karşı karşıya kalmıştım.

 

1 Ağustos’ta İngiliz ‘The Times’ gazetesi ‘soykırım’ kelimesini kullanana dek neredeyse hiçbir gazete doğru dürüst bu yaşananlardan bahsetmemişti. Üstelik üzerinden neredeyse üç hafta geçmiş olmasına rağmen. Belki Sırpların medyadan yaşananları sakladığını düşünebilirsiniz, ancak Bosna’da yaşananlarla ilgili her şeyi BM’den teyit eden basının, 12 Temmuz’da BM Güvenlik Konseyinde görüşülen ve bildirilen Srebrenitsa raporlarından haberdar olmaması imkansızdı.

 

Özellikle temmuz ayının sonlarına doğru ve ağustos ayının başlangıcında dünya medyası bilinçli bir şekilde ‘soykırım’ kelimesinden kaçınıyordu. Bir Türk gazetesi olan Hürriyet kesinlikle ‘soykırım’ karşılığını vermeyen katliam, insanlık suçu gibi ifadelerle olayı iç sayfalarında duyuruyordu. 1995 yılında internetin yaygın kullanılmadığını ve insanların haberlere ulaşma hızının bugünkü gibi olmadığını biliyoruz, ayrıca kullandıkları kaynakların televizyon ve gazeteyle sınırlı kaldığını da. İşte bu yüzden o dönemde basının bildirdiği haberler buradaki sivil halk için hayati önem taşıyordu. Nitekim Tuzla tarafındaki ormanlarda kendini asmış bir Boşnak kadının fotoğrafı eski Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’a kadar ulaşmış ve etkilemişti.

 

Medya konu Srebrenitsa olduğunda çok seçici davranıyor ve dünyanın tepkisini çekecek söylemlerden ve resimlerden özellikle ilk başta kaçınıyordu. Hatta ‘Washington Post’ gazetesi öylesine ileriye gidiyordu ki, 13 Temmuz’da, yani soykırım tüm hızıyla yaşanırken Srebrenitsa yakınlarında ki Boşnakların Sırp sivillere saldırdığı haberini basıyordu. Aslında paylaştıkları haber 1993 yılında Boşnak komutan Naser Oriç’in o bölgede yapmış olduğu bir baskının haberiydi, ancak Washington Post bu baskını sanki 13 Temmuz 1995’de yeni yaşanmış gibi gösterip basacaktı, çok daha sonra özür dilese bile olan olmuş ve medya yoluyla gerçeklerin üstü örtülmüştü.

 

Bu basit bir hata gibi görünen büyük manipülasyonun arkasındaki en büyük nedenlerden birisi, Sırpların soykırımı gerçekleştirdikten sonra bölgeden rahat bir şekilde ‘temizlik’ yaparak çekilmesini sağlamaktı. Nitekim bugünkü resmi rakamlara göre 8372 diye bildiğimiz ancak 11.000’in üzerinde olan Boşnak erkek ve çocuk topluluğu 10 gün içinde ortadan kaybolmuştu. Bu kadar büyük bir soykırımın arkasında, Sırpların kapasitelerini aşan bir temizlik gerekiyordu.

 

Toplu mezarlar, ikincil toplu mezarlar, yakılan cesetler, Sırbistan sınırını Hırvat kamyonlarıyla geçip, Sırbistan tarafındaki dağ eteklerine gömülen bedenler (daha sonra bu toplu mezarların kazımı oldukça zor olacaktır, çünkü kazım izinleri Bosna Hersek’ten değil Sırbistan’dan alınmak zorunda. Sırplar izin verse dahi bu izni bazen birkaç yılda çıkartıyor ve o süreç içerisinde mezar varsa dahi taşınıyordu.) ve daha fazlası, bütün bunları Sırp askerleri medyanın ve dünyanın baskısı altında olmadan yapabilirdi.

 

İşte mesele Srebrenitsa Soykırımı olduğunda bütün bunları da hatırlamanızı istedim. Srebrenitsa sadece Avrupa’nın değil bütün insanlık tarihinin görmüş olduğu en zalim en kanlı soykırımlardan birisidir. Ancak soykırımın en acı tarafı, teknolojinin geliştiği bir çağda, Avrupa’nın demokrasisiyle övündüğü o Avrupa’da yaşanmış olmasıdır. Konu bu soykırımı ve insanlık suçunu işleyenleri cezalandırmaya geldiğinde yani adalete geldiğinde durum daha da vahimdir. Daha sonraki yazılarımızda değineceğimiz bu meseleyi şimdilik akıllarınızda bir soru işareti olarak bırakmak isterim. Srebrenitsa Soykırımının yaklaşan yıl dönümünde o acıyı bizzat yaşayan ve yakınlarını kaybedenlere Allah'tan rahmet ve sabır diliyorum.

 

Mehmet Kemal Köksal

Araştırmacı Yazar

kemal@travel-balkan.com

Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.