23 Ocak 2017 Pazartesi
Anasayfa > Mülakat > İsnam Talyiç: Türkiye'den Aşkımıza Karşılık Bekliyoruz

İsnam Talyiç: Türkiye'den Aşkımıza Karşılık Bekliyoruz

11.04.2014 21:46:10 12 14 16 18 yazdır
Ünlü Boşnak yazar İsnam Talyiç ile tarihten günümüze Türkiye ve Bosna Hersek arasındaki ilişkileri, eserleri ve Bosna'nın Türkiye ve İslam dünyasından beklentilerine ilişkin samimi bir mülakat gerçekleştirdik.
İsnam Talyiç: Türkiye'den Aşkımıza Karşılık Bekliyoruz

Zambak.ba: Tarih penceresinden bakınca, Türkiye ve Bosna Hersek arasındaki ilişkilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?


Isnam Taljić: Size katılıyorum diyebilirim. İçinde bulunduğumuz zamanı gerektiği şekilde kavrayabilmek ve hadiseleri doğru değerlendirebilmek için geçmişi bilmemiz gerekiyor. Lakin bir yazar olarak ne zaman yeni bir roman kaleme almaya başlasam bizlere tarih olarak anlatılan olayların ya gerçeklikten saptırıldıkları ya da eksik olarak sunuldukları gerçeğiyle karşı karşıya kalıyorum. Fatih Sultan Mehmed, Boşnaklar ve Bosna hakkındaki son romanımda da böyle oldu. Tarih kitaplarında 500 - 600 yıl öncesi döneme ilişkin çok az gerçek malumat ve çok fazla yalan ve manüplasyon olduğuna şahit oldum. Bu nedenle dört yılı aşkın bir süre boyunca bu konuyla yoğun bir şekilde meşgul olmam gerekti. Saraybosna'daki Boşnak Enstitüsü'nde romanımın tanıtımı için gerçekleştirilen programda yaşayan en saygın Boşnak münevver Prof. Dr. Muhamed Filipoviç, Boşnakların kendi yazılı tarihlerinin olmadığını ve Bosnalı tarihçilerin bunu ehemmiyetli bir vazife olarak telakki etmeleri gerektiğini söylemişti...  




Bosna tarihi, Osmanlı Devleti'nin tarihiyle iç içe geçmiş ve doğrudan bağlantılı. 1371'deki İkinci Meriç Muharebesi'nden sonra Osmanlı, mukavemet olmaksızın Bosna'ya girdi. O zamandan bu yana 643 yıl geçti. Bu uzun süren bir doğrudan münasebet ki bu ilişkiler 1878 yılında Avrupalı (Hıristiyan) güçlerin Berlin Kongresi ile Bosna'yı İstanbul ve Saltanat'tan kopararak Avusturya-Macaristan idaresine vermesiyle de son bulmadı. O zaman ülkemize de yeni bir isim konuldu: Bosna Hersek. Bundan önce ismi sadece 'Bosna' idi. Lakin aramızdaki bağ, 1923 yılında koptu ve Bosna ve Boşnaklar sadece yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nden değil İslam Dünyası'ndan da koptular. Etrafımız Hıristiyanlarla çevrilmiş bir şekilde yalnız kaldık. Türkiye ile olan bağlarımız kademeli olarak yenileniyor lakin bu bağlar genel anlamda duygusal bağlardan ibaret.  1992-1995 yılları arasında Bosna ve Boşnaklara yönelik silahlı ve soykırım amaçlı saldırılar sırasında Türkiye'nin resmi kanalları Bosna ve Boşnaklar'ın yanında olmamışlardı. Lakin Türk halkı kalpleriyle ve ruhlarıyla yanımızdaydı lakin o dönemin Türk politikacılarıları değillerdi. Daha sonra Türkiye'nin siyasi çehresi değişti ve bizler kendilerinden Bosna ve Boşnaklar'a daha fazla geri dönüş bekliyoruz. Boşnakların Osmanlı'daki devlet kadrolarına, adli sistemine ve kültürüne devasa hizmetleri oldu. Boşnakların Osmanlı ordusuna kattıkları güç pahabiçilmez seviyede oldu. Fakat unutulan bir şey de Gelibolu'da da "yeni Türkiye" için binlerce kahraman Boşnak şehit düştü. Boşnakların Türkiye aşkı ölçülemez büyüklükte. Bizler Türkiye'yi ne sevmekten vazgeçtik ne de ona ihanet ettik. Lakin halen Türkiye'den karşılık bekliyoruz. Türkiye'deki "büyük" insanların bu sahada adım atmalarını bekliyorum.


Zambak.ba: Türkiye'nin Balkanlar'a yönelik siyaseti ve "yeni Osmanlıcılık" iddiaları hakkında ne düşünüyorsunuz?


Isnam Taljić: İzninizle Türkiye'nin Bosna'yı Balkanlar'a sıkıştırmasına katılmadığımı söylemek istiyorum. Bu Bosna Hersek'in bulunduğu coğrafya için doğru terim değil. Bu kronolojik olarak yanlış ve eski zamandan kalma adaletsiz ve siyasi bir söylem. Balkan dağı Bosna'dan çok uzak ve aramızda Bulgaristan, Makedonya, Sırbistan, Karadağ ve Kosova var. Bu uzaklık nedeniyle Boşnakların bu bölgedeki ülkelerin halklarıyla ne herhangi bir yönü ne de mantalitesi ortak.  Türkiye, coğrafya olarak Balkanlar'a daha yakın, lakin bir Balkan ülkesi değil. Bu durumda Bosna Hersek'in Balkan ülkesi olduğunu söylemek abes olacaktır. Hatırlayın, 500 boyunca Osmanlı Devleti'nin bir parçası olan Bosna hiçbir zaman Balkan ülkeleri arasında sayılmadı. Dikkat edin, Rumeli'de de sayılmadı. Bosna hususi statüsüyle, ayrıcalıklı bir eyalet idi. Nu nedenle de Bosna'yı bir Balkan ülkesi olarak nitelendirmekten kaçınmak gerekiyor... Sualinizin ikinci kısmına geçecek olursak, sorunuzda ifade ettiğiniz "yeni Osmanlıcılık" ithamları konusunda Türkiye tıpkı suçluymuş gibi davranıyor ve Bosna Hersek'in dışındaki eski Yugoslavya ülkelerini bir anlamda kayırıyor.  Söze gelince Türkiye, Bosna Hersek'i ayrıcalıklı bir konuma yerleştiriyor ama pratikteki tutumu diğer ülkeler için daha elverişli. Türkiye'den Hırvatistan, Makedonya, Karadağ ve son dönemlerde Sırbistan ve şimdi Kosova'ya devasa miktarlarda yatırım yapılıyor. Biz Boşnaklar ve Bosna Hersek'e ise sadece bir ağız dolusu güzel sözler kalıyor. Söz konusu ülkeler Türkiye'den oldukça fazla yardım alıyorlar ve ondan sonra da Türkiye'nin bu şekildeki politikasını "yeni Osmanlıcılık" şeklinde yaftalıyorlar. Türkiye'nin bu ülkelere yönelik tutumunda tıpkı yüzlerce yıl önce olduğu gibi "ehli Kitap" anlayışıyla yaklaştığı şeklinde bir izlenim söz konusu. Arapların bizim komşularımıza olan yaklaşımları da aynı şekilde. Diğer taraftan Osmanlı Devleti'nin bahsedilen halklardan hiçbirine Boşnaklara olduğu şekilde herhangi bir iyilik borcu yok. Bosna ve Sancak'tan Türkiye'ye göç eden ve modern Türkiye'nin gelişmesine muazzam katkılar sağlayan milyonlarca Boşnak'ın hizmetlerinden bahsetmeme bile gerek yok. Lakin onlar da Türkiye'de İslam'ı özgürce yaşayabilmek yerine Kemalist rejim altında acı çektiler. Sanıyorum Boşnaklar'ın Türkiye'ye olan büyük aşklarından da bahsetmeme gerek yok. Ama şuna değinmekte yarar var; Bosna'ya ve Boşnaklara yönelik son soykırımda bizleri Sırbistan, Karadağ ve Hırvatistan öldürdü. Bunu yaparken de bizlere Türk dediler ve bunları Türklerden intikam almak için yaptıklarını söylediler. Türk halkının ve Türk idarecilerin bunu bir köşeye not etmeleri ve bu ülkeleri cömert bir şekilde ödüllendirirken Boşnakların sadece "sırtını sıvazlamakla" yetinmemeleri gerekiyor. Türkiye'nin bu ülkelere yatırımı, tıpkı Rusya'nın Bosna Hersek'e büyük yatırımlar yapması gibi görülecektir ki ben böyle bir şeyi hiç duymadım.


Zambak.ba: Boşnakça'daki Türkçe kökenli kelimelerin yeri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu kelimeler için yok olma tehdidi söz konusu mu?


Isnam Taljić: Lisan hakkında malumat sahibi bir yazar olarak "Türkçe kökenli" terimini kabul etmenin doğru olmayacağını düşünüyorum. Bunlar Boşnakça'ya Arapça, Farsça ve Osmanlıca'dan giren ve beş asırdan fazla bir süre içerisinde yerlileştirilen "Doğu kökenli" kelimeler. Bunlara "Türkçe kökenli" demek mümkün değil zira halklarımız arasındaki ilişki başladığında günümüz Türkçesi kullanılmıyordu. Modern Türkçe, Türkiye Cumhuriyeti döneminde oluşturuldu ve cumhuriyetle birlikte Türkiye ve Bosna Hersek arasındaki bağ koptu. Aradaki tek ilişki Türkiye ve iki eski Yugoslavya (bunlardan ilki Sırp, Hırvat ve Slovenlerin Krallığı, ikincisi ise Komünist Yugoslavya idi) arasındaki anlaşma gereğince bizim muhacirlerimizin kabulü olmuştu. Doğrusu 80 yıl boyunca aramızdaki "bağ" ve "işbirliği", Bosna'ya çoğu İstanbul'dan gelen kaçak tekstil malzemelerinin ticareti oldu. Başka türlü bir işbirliği, Türkiye ve eski Yugoslavya'daki kapalı siyasi rejimler nedeniyle mümkün olmadı ve "yeni Türkçe"den Boşnakça'ya hiçbir akış yaşanmadı. Boşnak dil bilimcilerin, Türkiye'ye uzun yıllar önce göç eden Boşnakların dillerini ne ölçüde koruduklarını araştırmaları çok doğru oldurdu. Aynı şekilde Türk dil bilimcilerin de Boşnakça'daki "doğu kökenli" kelimelerin ne derecede korunduğunu araştırmaları oldukça ilginç olurdu. Öyle sanıyorum, Boşnakça'daki "Türkçe kökenli" diye adlandırdığımız bu Osmanlıca kelimelerin sayısı, modern Türkçe'dekinden çok daha fazladır!!! Bu kelimeler halen dilimizde yaşıyor ve yerlerini yeni kelimelere bırakmadılar. Bu nedenle de bu kelimelerin yok olmalarından söz etmek mümkün değil. Tam aksine, son yıllarda komünist rejimin önce gözden düşürüp sonra yok etmeye çalıştığı bu kelimeler hür bir şekilde kullanılabiliyorlar. Komünist rejim bu kelimeleri "arkaizm"olarak kategorize ediyordu lakin "artık kullanılmayan" kelimeler olsalardı,  bu kelimeleri günlük konuşmalarımızda kullanıyor olmazdık. Modern Sırpça ve Hırvatça'da 15 bin ila 20 bin arasında bu "doğu kökenli" kelime mevcut. O takdirde Boşnakça'da ne kadar olduğunu varın siz düşünün! "Köken" teriminin altını çizmek istiyorum çünkü bu sözcüklerin çoğu zamanla şekil ve anlam değişikliğine uğrayarak bizim dilimize uyarlandılar ve yeni bir biçim kazanarak "Boşnakça" oldular. Günümüzdeki Türk, Arap ya da İranlıların bu kelimelerin büyük bir kısmını tanıyamadıklarını şahsen gözlemledim. 


Hatırlayın, İstanbul'daki Bab-ı Ali asırlar boyunca Boşnakça'yı tanımıştı. Türkiye'deki siyasi durum önemli bir oranda değiştiğine göre, Türkiye'den bir asırlık adaletsizliğe bir son vermesini ve bir an önce Boşnakça'yı resmi dil olarak kabul etmesini bekliyorum. Bunu Batı'da birçok memleket gerçekleştirdi. Bunu Türkiye'de yaşayan Boşnakların da akıllarının bir kenarlarına yazmaları gerekiyor ve başlangıç için sadece fakülte düzeyinde değil okullarda da Boşnakça'nın zorunlu ders olarak okutulmaya başlanması gerekiyor. Bu şekilde Türkiye'deki Boşnaklar'a değer verildiği gösterilebilir. Çeşitli kaynaklara göre Türkiye'de yaklaşık 4 ila 8 milyon arasında Boşnak yaşıyor. Bu rakamlardan hangisi doğru olursa olsun, bu Türkiye'de yaşayan Boşnak sayısının Bosna Hersek'ten daha fazla olduğu anlamına geliyor. Türkiye'deki Boşnakların artık sadece "Boşnak kökenli" olmayı bir tarafa bırakmaları gerekiyor.


Zambak.ba: Bosna tarihi bize Boşnakların düşmanlarına ilişkin zor öğrenilen dersleri çok çabuk unuttuklarını gösteriyor. Srebrenitsa'nın ve son savaştaki hadiselerin unutulmasını ve tekrar etmesini engellemek için en doğru yol sizce nedir?


Isnam Taljić: Sualinizdeki ifadelere tamamıyla katılıyorum, haklısınız. Lakin, izin verin tekrarlayayım, Türkiye Cumhuriyeti'yle birlikte Boşnaklar'ın Türkiye ve Müslümanlar'ın yaşadığı diğer ülkeler ile bağlantısı kesintiye uğramıştı. Etrafımız Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlarla çevrili şekilde büsbütün yalnız kaldık. 'İkinci' Yugoslavya'da Josip Broz Tito'nun dönemindeki rejimde ateizm hakim ideoloji idi ve buna en fazla kapılanlar da Boşnaklar oldu. Yugoslavya'daki diğer halklara nazaran bizler çok daha fazla ateistleştik. Lakin baskı sadece inancımıza değil milliyetimize de yönelikti. Avusturya-Macaristan, Sırp-Hırvat ve komünist-sosyalist rejimler tüm güçleriyle Boşnakları çözmeye ve beyinlerini yıkamaya çalıştılar.  Sizler de Türkiye'de 1923 yılından bu yana çok şeyin değiştiğini biliyorsunuz. Orada da çok güçlü bir siyasi rejimin hakimiyeti söz konusuydu ve halkın hüviyetinin birçok elementi silindi. Buna rağmen ulusal kimlik güçlendirildi.  Bosna Hersek'teki Boşnaklar'ın ise tam 100 yıl boyunca milli hüviyetleri "Boşnaklık" ellerinden alınmıştı. Bu bir bahane olamaz ama yine de günümüz Boşnaklarının "unutkanlığına" biraz anlayışla yaklaşmamız gerek. Boşnakların zorlamayla kendi kimliklerinden vazgeçirilmeleri nasıl uzun vadede gerçekleştirildiyse, milli kimlik ve inanç konusundaki kendine gelme ve Boşnakların kendi hüviyetlerini hür bir şekilde inşa edebilecekleri bir devletin şekillendirilmesi de uzun vadede gerçekleştirilebilecektir. Asıl soru, bu 'uyanışın' nasıl olabildiğince hızlı ve acısız bir şekilde gerçekleştirilebileceği.




Zambak.ba: Türk okuyucular sizi "Srebrenitsa'nın Öyküsü" adlı romanınızdan tanıyorlar. Türkçe yayınlanması söz konusu olan bir eser ya da bu yönde bir çalışma var mı?


Isnam Taljić: En son kitabım "Kızılelma Altında Tekrar Buluşacağız ? Sultan Fatih, Boşnaklar ve Bosna Hakkında Bir Roman", Boşnakça yayınlandıktan sonra bir yıl içerisinde 3 baskı yaptı ve Bosna Hersek genelinde 40 noktada tanıtımı yapıldı. Ayrıca 'Muradih Çato' Vakfı tarafından saygın "Ayvatovitsa" ödülüne layık görüldü. Neşredilmesinden sonra roman Antalya'da yaşayan saygın Boşnak Saffet Atalay tarafından Türkçe'ye çevrildi. Fakat ne o ne de ben Türkiye'de yayıncıya ulaşamadık!?  Saraybosna'da isimlerinde "kültür" eki olan hiçbir kuruluş da beni 5 dakikalığına dahi kabul etmedi. Onlar, kendi işleriyle meşguller.


Fakat kitabın Türkçe yayınlanması hem Türkiye'de yaşayan milyonlarca Boşnak kökenli vatandaşın atalarının yurdu Bosna hakkında daha fazla malumat edinmeleri hem de genel anlamda Türklerin Boşnakların vatanı hakkında bilgi edinmeleri açısından hem güzel hem de faydalı olurdu. Ayrıca Türk okuyucunun en büyük Sultan, Fatih Sultan Mehmed'in Bosna ve Boşnaklarla kaderinin nasıl kesiştiğinin hikayesini öğrenmesi de faydalı olurdu.


Bunun yanı sıra tercüme edildiğinde büyük romanım "Endülüs'ün Gizli Kitabı"nın da Türkiye'de büyük alaka celbedeceğine inanıyorum. Bu konunun Türkiye'de popüler olduğunu işitmiştim. Bu roman için uzun süre çalışmıştım ve bu eser, konusundaki en kapsamlı ve en başarılı edebi çalışmalar arasında kabul ediliyor. 2007 yılında Türkiye'de çıkan saygın dergilerden "Kültür"ün Endülüs temalı sayısı için geniş bir metin kaleme almış, üç dört yıl önce de aynı konuya ilişkin olarak İstanbul'da bir sempozyuma çağrılmıştım. O sıralar hastanede tedavi görüyor olduğum için davete icabet edemedim. Bu hususta irtibatın kopmasından müteessirim.


Zambak.ba: Türkiye, Bosna Hersek'e birçok kanaldan yardım eli uzatıyor. Yok edilen camileri, köprüleri yeniden inşa ediyor, kültürel ve dini kurumlara destek sağlıyor. İçinde bulunduğumuz dönemde Türkiye ve İslam Dünyası'nın Bosna Hersek'e sağlayabileceği en gerekli destek sizce nedir?


Isnam Taljić: Bir kez daha sualinizdeki ifadelere katılıyorum. Türkiye ile işbirliğimizdeki problem, Türkiye'den gelen desteğin sadece sualinizde yer verdiğiniz alanlarda sınırlı kalması. Açıkçası, kültürel kurumlara destek sağlandığını bilmiyordum ama insani yardımlardan da bahsetmediniz.  Evet, Türkiye Mostar ve Konyits şehirlerinde yıkılan köprüleri yeniden inşa etti. Camiler ve Saraybosna'nın zirvesine ve Mostar yakınlarına birer tekke de inşa etti. Belki Bosna Hersek İslam Birliği'ne de destek sağlıyor. Bosna Hersek'te halk bunlardan haberdar değil fakat Ankara'nın ısrarla Belgrad'daki İslam Birliği adına ve Sancak'ta yaşayan Boşnak kardeşlerimizin zararına olacak şekilde müdahil olması garip bir görüntü oluşturdu. Türkiye'nin Bosna Hersek'e yardımları gözardı edilemez ve belkide bunları sadece "sadaka" olarak görmek doğru değil. Ama Türkiye'nin bu çalışmaları Bosna Hersek'e ve Boşnaklara yardımcı olmaktan ziyade Bosna'da kendi anıtlarını ayağa kaldırması gibi gözüküyor. Boşnaklar, hayatlarını bunlarla idame ettiremezler. Bendeniz, yarım milyon işsiz Boşnak arasındayım. "Srebrenitsa'nın Öyküsü" adlı romanımın İstanbul'daki iki baskısından toplamda 500 Avro'dan fazla almadığımı göz önünde bulundurursanız, Bosna'da nasıl yaşadığımı tahayyül ediniz. Türkiye'nin Bosna Hersek'teki gözle görülen yatırımları, Türkiye'den gelen küçük esnafın burada açtıkları küçük döner dükkanlarından ibaret. Ki bunlar sadece bizim zengin mutfak kültürümüzü boğmaya yarıyor. Kebap, Saraybosna'daki zengin ve çeşitli mutfak kültürüne rakip olamaz. Benzer işadamları dükkanlar ya da restoranlar açıyorlar ama Boşnaklar üzerinden bir gecede zengin olamayınca aynı hızla bu mekanları kapatıyorlar. Bosna'daki Türk üniversiteleri ve kolejleri için de aynı şekilde. Onlar da Türkiye'den öğrenci "ithal" ediyorlar. Türkiye'nin Bosna Hersek'e desteğini böyle listeleyebiliriz.


Niçin Saraybosna'yı sık sık ziyaret eden ve burada her zaman hoş karşılanıp güzel ağırlanan üst düzey Türk politikacılar, sadece büyük ve zavallı sözler söylemekle kalıyor ve neden Bosna Hersek'e doğrudan kaydadeğer yatırımlar yapmaya başlamıyorlar? Niçin ciddi ve gerçek Türk işadamlarını Bosna Hersek'e yatırıma teşvik etmiyorlar? Burada ekonomiye yatırım gerekiyor. Acı çekmiş, iyi bir halk olan Boşnakların yaşayabilmeleri için işe ihtiyaçları var. Elbette bunların iki tarafa da kazanç sağlayacak yatırımlar olması gerekiyor. Türk yatırımcıların işin en başından yatırımlarını her zaman gözetim altında tutmaları ve buradaki yolsuz siyasi-iş çevrelerinin yatırımlarını bu yapıların bir parçası haline getirmelerinden muhafaza etmeleri gerekiyor. Ayrıca çalışanlarla ilişkilerin adil olması ve işveren ve çalışan ilişkisinin çabuk zenginliğe ulaşmak adına işçinin ezildiği bir sisteme dönüşmesinden kaçınılması gerekiyor.


Bu hususlar, Türkiye hakkında olduğu kadar İslam dünyasının geri kalanı için de geçerli. Diğer Müslüman ülkeler, kendi vicdanlarını rahatlatabilmek adına Bosna'da cami inşa ediyorlar. Elhamdülillah! Müslüman bir yazar ve Hacı'yım ve hamd olsun İslam'ın sadece sadaka ve camilerden ibaret olmadığını biliyorum.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri