22 Ocak 2018 Pazartesi
Anasayfa > Yazarlar > Sizden Gelenler > Kardeş Acısını Hissetmek
Sizden Gelenler

Kardeş Acısını Hissetmek

20.04.2014 17:28 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Sizden Gelenler

Vedat ATAŞ - Saraybosna


Kardeşimiz zulüm altındayken nasıl bir durumda olurduk acaba? Büyük ihtimal perişan olurduk ve onu kurtarmak için çözüm yolları arardık çünkü sonuçta kardeşinin canı yanarken senin normal hayatına devam etmen aşağılıkça olurdu. Bu soruya bu şekilde cevap verilirdi ya da bu soruya bu soru ile karşılık verilebilirdi "hangi kardeşimiz?". Evet, kan bağı olan kardeşimiz için canımız feda. Onun için elimizden ne geliyorsa yaparız, üzülse biz de üzülürüz. Canı yansa bizim de canımız yanar çünkü o bizim hayatımızın bir parçasıdır. Ve diğer kardeşlerimiz yani her yerde bütün Müslümanlar kardeştir deyip ama o zulüm altındayken bizim hiç bir acı hissetmediğimiz kardeşlerimiz. Filistin'de, Suriye'de, Patani'de, Urimçi'de, Mısır'da ve daha birçok yerde zulüm gören kardeşlerimiz. Onlar için bir duayı fazla gördüğümüz kardeşimiz. Hiç başımıza onun çektikleri gelmediği için, onu hiçbir zaman anlayamadığımız ve anlayamayacağımız kardeşlerimiz.

O kadar kör olmuşuz ki ve yüreğimizi gereksiz şeylerle doldurmuşuz ki kardeşlerimizin dertlerini hissedemiyoruz çünkü öz kardeşimiz gibi sevemiyoruz onları. Ensarların, muhacirleri kucakladığı gibi kucaklayamıyoruz çünkü biz onları anlayamıyoruz. Hatta onlara dua etmekten aciz oluyoruz bazen ya da duayı namazdan sonra yaptığımız için namaz kılmaya üşeniyoruz ve bu yüzden dua etmeyi unutuyoruz onlara. Zaten daha namazı kılmayan yani Rabbine olan görevini yerine getiremeyen nasıl anlar ki diğer kardeşinin acısını? Eğer Rabbine olan görevini idrak edebilseydi kardeşini de anlardı, namazını da kılar duasını da ederdi.

Baktık namaz kılamıyoruz; vicdanımızı rahatlatmak için çıkıp protestoya katılırız. İlla ki kardeşimizin o acısı yüreğimize değmiştir ama yüreğimize değen bu acı, bizi rahatsız etmektedir. O yüzden soluğu protestoda alırız birkaç slogan, birkaç tekbir ile yüreğimize su serperiz. Rahatlatırız içimizi az birazda olsa. Konuşmalardan etkileniriz az da olsa hüzün ve sinir kaplar içimizi. Hiddetleniriz zalimlere ama unuturuz en büyük zalimliği biz kendi elimizle yaptık İslam'a ve kardeşlerimize. Rabbimize olan görevlerimizi yapmaktan o kadar aciz olduk ve unuttuk ki; üzerimize rehavet çöktü ve kalplerimizi kör etti. İşte o zaman zalim geldi zulmüne başladı. Ama bu hiddetlenmeler ve hüzünler kapıdan çıkana kadar sürmektedir. Kapıdan çıktığımız gibi normal yaşamımız başlamıştır yine. İlk önce, eylem yerinden uzaklaşırken güle oynaya gideriz arkadaşlarla ya da o anı ölümsüzleştirmek için fotoğraflar çekeriz. Bir mücahit kadar şanlı hissederiz kendimizi. O sloganlardan, tekbirlerden ve yürüyüşten sonra yorulmuşuzdur ve normal hayatımızın dışına çıkmışızdır. Bunu telafi etmenin yolu, bir yerlerde oturup gülüp eğlenmektir hatta kahkahalar atmaktır. Yüreğimizi karartıp, uzun bir süre kardeşimizin acısını hissetmeyelim diye? Ve öyle de yapıp kardeşimizi acısıyla yalnız başına bırakırız ve yaşamımıza devam ederiz.

Biz Müslümanlar Rabbimize olan görevlerimizi yerine getirmedikçe ne kardeşimize yapılan zulmü idrak edeceğiz ne de Rabbimizin bize yaptığı sınavı. Ve böyle devam ederse o kalplerimiz zaman ilerledikçe kararıp taş kesilecek ve kardeşlerimize yapılan zulme karşı edeceğimiz dua, üzerimize çöken rehavetten dolayı bize zulüm olacak.
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.