12 Aralık 2018 Çarşamba
Anasayfa > Yazarlar > Sizden Gelenler > Kosova Örneği ve NATO'nun Suriye'deki Sessizliği
Sizden Gelenler

Kosova Örneği ve NATO'nun Suriye'deki Sessizliği

06.04.2017 14:14 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Sizden Gelenler

İngiltere Lordlar Kamarası Temyiz Komisyonu 24 Mart 1999 tarihinde Şili'nin diktatörü Augusto Pinochet'in İspanya'ya iade edilebileceğine hükmederek insan hakları ve uluslararası ilişkiler bakımından dönüm noktası sayılan bir karar verdi. Karar "bazı ekstrem suçların faillerinin egemen dokunulmazlık prensibine rağmen cezalandırılması" temelinde alınmıştı. Aynı gün Amerika Birleşik Devletleri'nin New York şehrindeki Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde de tam bu temele dayanan bir karar alındı. "Bazı suçlar vardır ki fail devletler, egemenlik prensibine rağmen askeri müdahaleye maruz kalabilir" prensibi ile Birleşmiş Milletler üyesi 19 ülke, Kosova'da savaş suçu işleyen, sivilleri katleden Yugoslavya'ya hava harekâtı kararı almıştı. Bu, NATO'nun 50 yıllık tarihinde ilk kez bir ülkeye kendi sınırları içerisinde işlediği suçlardan dolayı geniş çaplı askeri müdahalesi anlamına geliyordu. İnsan haklarını tesis etmek, savaş suçlarını önlemek için tarihi bir karar alınmıştı. Ancak kararın çok daha önemli bir yanı vardı. O da müdahale kararının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin onayı olmadan alınmış olması idi.

 

Tam 18 yıl 11 gün sonra Esad rejimi Idlib'de çoluk çoluk kadın ayrımı yapmadan kimyasal silah kullandı ve bazı bağımsız kaynaklara göre 100'ün üzerinde masum sivil hayatını kaybetti. Saldırının ardından Esad rejimi her zamanki gibi muhalifleri sorumlu tuttu. Esad'ın en önemli destekçisi Rusya ise müttefiki ile aynı çizgide bir açıklama yaptı. Rusya Savunma Bakanlığı, saldırının Esad rejimi tarafından yapılmadığını açıkladı.


Bu, Esad rejiminin ilk kimyasal saldırısı değildi. 30 Ağustos 2013'te de Şam'ın dış bölgelerindeki kimyasal saldırıda 1400 sivili katletmişti Esad. Saldırı, dönemin ABD Başkanı Barack Obama'nın "kimyasal silah kullanımı kırmızı çizgimizdir" açıklamasından birkaç ay sonra gerçekleşti. gelmişti. Ancak Barack Hüseyin Obama'nın kırmızı çizgisi, sarin gazı ile zehirlenmiş bebeklerin ağzından akan beyaz köpüklerle silinmişti. Putin ile anlaşan Obama, Esad'ın elindeki kimyasal silahları teslim etmesi karşılığında Suriye'ye müdahale seçeneğini  masadan kaldırmıştı. O saldırının üzerinden 4, Suriye iç savaşının başlamasının üzerinden 6 yıl geçti. 500 binden fazla insan hayatını kaybetti.


ABD'DEN YENİ KIRMIZI ÇİZGİ AÇIKLAMASI


"Bu saldırı Barbar Esad rejimi için bile yeni bir dip nokta oldu. Esad'ın başında olduğu gayrimeşru Suriye rejimi, 6 yıldır Suriye halkına eşi benzeri görülmemiş bir katliam uyguluyor. Eğer Rusya sorumluluklarını yerine getirmiş olsaydı bugün Esad'ın elinde kimyasal silah olmazdı. Ne Esad'ın ne İran'ın ne de Rusya'nın barış gibi bir derdi var. Daha kaç çocuk ölmeli ki Rusya'nın umurunda olsun. BM birlikte hareket edip görevini yerine getiremiyorsa ABD'nin tek başına hareket edebilir!" Bu sözler ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Nikki Haley'e ait. İdlib'deki saldırıdan bir gün sonra acil olarak toplanan Güvenlik Konseyi toplantısında sarf etti bu sözleri. Başkan Donald Trump ise katledilen çocukların Suriye'ye ve Esad'a karşı bakış açısını değiştirdiği uyarısında bulundu. Bir muhabirin tepkiniz ne olacak sorusuna "bakacağız" yanıtını verdi.


Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki NATO güçleri 18 yıl önce, "insani trajediyi" önlemek için Yugoslavya'yı bombaladı. Kosova'daki savaşta sivil kayıplar 10 bin civarında idi. Suriye'de ise yaklaşık 50 bini çocuk 500 bin civarında sivil hayatını kaybetti. Bu acımasız savaşın insani trajedi boyutu Kosova'da yaşananlarla kıyaslamak bile zor. Peki öyleyse NATO 18 yıl önce gördüğü zarureti bugün niçin görmüyor? Suriye'deki ölümlerin sadece yüzde 3'ünden sorumlu olan Daeş'e karşı toplu sivil katliamları yapma pahasına harekatlar yapılırken, ölümlerin yüzde 80'ninden sorumlu olan Esad rejimine neden müdahale edilmiyor? Üstelik Kosova'da NATO üyesi ülkelerin herhangi birine direk bir tehdit yok iken, NATO üyesi Türkiye'nin güvenliği Suriye'deki savaş dolayısı ile sürekli tehdit altında iken.  Ve hatta Suriye sınırından Türk topraklarına doğrudan füze saldırıları düzenlenirken.  NATO'nun "üye devlerden herhangi birine yapılan saldırı tümüne yapılmış sayılır" maddesi işletilmezken. Bu soruya Kosova'nın Avrupa'nın göbeğinde olmasının etkisi ile  başlayan ve dallanıp budaklanabilen bir dizi cevap verebiliriz. 


Tüm bu çifte standartlı yaklaşımlar ortaya iken ABD'nin Birleşmiş Milletler'de bugüne kadar harekete geçilmediği için kameralar önünde yaptığı vicdan muhasebesi günah çıkarmak mıydı yoksa timsah gözyaşı mı derseniz?  Bu sorunun cevabını tarihte aramaya gerek yok , yalnızca saldırıdan bir gün önce ABD'yi ziyaret eden binlerce sivili katledip iktidara gelen Sisi ile Başkan Trump'ın verdiği samimi pozda aramak yeterli.


Ahmet Tuna

Etiketler : Kosova NATO Suriye
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.