19 Kasım 2017 Pazar
Anasayfa > Mülakat > Sedad Bešlija: Boşnaklara Osmanlı'yı Unutturmak İstediler
Sedad Bešlija: Boşnaklara Osmanlı'yı Unutturmak İstediler

Sedad Bešlija: Boşnaklara Osmanlı'yı Unutturmak İstediler

31.05.2017 10:30:22 12 14 16 18 yazdır
Osmanlı Araştırmaları Merkezi Başkanı Sedad Bešlija ile Bosna Hersek ve Balkanlar'da değişen Türk ve Osmanlılık kimlik algısı, yeni Osmanlıcılık iddiaları ve Türkiye ve Bosna Hersek tarihini bağlayan aktüel konularda bir mülakat gerçekleştirdik

Zambak.ba: Avrupa'nın büyük bir kesimindeki "Romalılık" bilincine benzer bir kimlik anlayışının eski Osmanlı milletleri için Balkanlar ve Bosna Hersek'te de geçerli olduğunu söyleyebilir miyiz? "Osmanlılık" halen Boşnak kimliğinin bir parçası mı?


Sedad Bešlija: Osmanlı Balkanlar'dan çekildikten sonraki süreci aslında Osmanlılık kimliğini Balkanlar'dan arındırma süreci takip etmiştir. Bunu en bariz misali sonraki gelen devlet rejimlerinin eğitim sistemi ve alan planlanma stratejilerinde görülmüştür. Balkan coğrafyasındaki okul kitaplarında Osmanlı imajı hala olumsuz bir şekilde yansıtıltmakta. Bu konuda daha çok çalışılması gerekecek. Aynı şekilde tarih literatüründe bazı olumlu gelişmelerle birlikte birçok konu daha tarafsız yapılacak çalışmaları gerektiriyor. Bunu söylerken iç perspektifi düşünüyorum. Türkiye'den ve Batı'dan Osmanlı dönemi Balkanları inceleyen araştırmacılar konulara daha objektif yaklaşıyor diyebiliriz. Diğer taraftan, araziye baktığımızda Osmanlı'dan geriye kalmış 30.000 eserin birçoğu yıkılmış, bakımsız, onarım ihtiyacında. Sonradan gelen rejimler özellikle Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan, Bosna-Hersek gibi ülklerde sistematik olarak Osmanlı izlerini silmeye çalışmıştır. Bunun örneğini en açık şekilde yıkılan cami sayısı veya kiliseye dönüştürülen cami sayısından ögrenebiliriz. Dolaysıyla, 20. asırda yetişmiş nesil eğitim ve alandaki gelişmelerden etkilenerek bir nevi kimlik kopukluğu yaşamıştır. Boşnakların kaderi de öyledir. Bu milletin bir parçası tarihinden kopuk olarak yetişmiştir. İsakoğlu İsa Beyler, Sokollu Mehmed Paşalar, Gazi Hüsrev Beyler, Sokollu Ferhat Paşalar unutturulmuştu veya unutturulmak istenmişti. Osmanlı'yı en sinsi karalayan İvo Andriç gibi ideolog-edebiyatçıların kitapları zorunlu literatür seviyesinde idi. Ancak 90'lı yıllardaki savaşla birlikte Boşnaklar için de yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemde kamuda Yunus Emre ilahileri, Ayvaz-dede şenlikleri, Ramazan'da top atışları gibi gelenekleri yeniden canlandırma akabinde Osmanlı araştırmaları ilmi düzeyde geliştirilerek ülkeye Osmanlı tarihi uzmanları kazandırılmıştır. En azıdan çoğunlukla Boşnakların yaşadığı bölgelerde okul kitaplarında yazılan yanlışlar müfredattan çıkarılmıştır. Türkiye'nin desteği ile özellikle 2005'ten sonra Osmanlı'dan kalmış birçok eser restore edilmiştir. Takdire şayan bir gelişme oldu bu. Tabi, bugünün şartlarında yine Osmanlı kavramını tüm yönleriyle ve tüm platformlarda devamlı olarak anlatmak gerekiyor. Bir milletin tarih şuuru ve bilinci derinleşmediğı takdirde zaten birçok şeyin değişmesi imkansız. Bunun bilincinde olmak lazım. Çünkü Osmanlı karşıtı (İslam karşıtı) eğilimler hem Balkanlar'da hem dünyada bitmiş değil. Aksine tehlike büyüyor diyebiliriz.


"YENİ OSMANLICILIK" TANIMI ŞARKİYATÇILARIN KARA PROPAGANDASI


Zambak.ba: Türkiye'nin dış politikada yeniden müessir bir güç haline gelmesiyle birlikte bilhassa Sırp analistler, Türkiye'nin "Yeni-Osmanlıcı" bir siyaset izlediğini savunuyor. Sizin ve genel manada Boşnak tarihçilerin bu hususa bakışlarınız ne yönde?  

Sedad Bešlija: Osmanlı denilince akla gelen ilk kavram ?birlikte yaşama modeli"dir. Yani dünyayı yöneten güçlerin 20. asırda ve 21. asrın başında hala çözemediğı bir şey. Reçetesini bulamıyorlar. Aslında bu reçete Osmanlı tarihinde saklıdır. Dünyayı total kaosa sürüklemek istemiyorlarsa eğer, eninde sonunda bunu kabullenecekler. Ancak büyük bir direniş var. Osmanlı ile ilgili her olumlu demecin önüne geçmek için bazı şarkiyatçılar tarafından türetilmiş bir kelimedir ?yeni-osmanlıcılık". Kara propaganda olarak kullanılmakta. Ne ilmi ne felsefi temeli mevcut. Tarihi yanlış okuyanlar ancak böyle bir deyim üretebilir. Osmanlı artık tarihtir. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti geleceğini şekillendirme sürecinde ise tabii ki Osmanlı'dan kalmış birçok değerleri benimseyecektir bu gayet doğal bir hadisedir.




"GÜYA BİZ SIRPMIŞIZ VE DEDELERİMİZİN DİNİNİ TERK EDİP MÜSLÜMAN OLMUŞUZ"


Zambak.ba: Bosna Hersek ve Balkanlar'da "Türk" ifadesinin sadece milliyeti Türk olanlara atfen kullanılmıyor. Osmanlı'dan Avusturya Macaristan, Yugoslavya ve Bosna Hersek'e uzanan dönemde bu mevhuma ilişkin algı nasıl değişti? Halihazırda gayrimüslimler ve Müslümanların "Türk" algısı nedir?

Sedad Bešlija: Avrupa perspektifinden baktığımızda Türk ifadesi tarih boyunca müslüman ifadesi ile eşittir. Aynı zamanda aşağılayıcı anlamındadır (barbar, geride kalmış..). Mesela Sırp literatüründe Türk olmak Müslüman olmak yani İslam'ı kabul etmek anlamındadır. Zaten Boşnakların tarihte en büyük suçu olarak geçer güya biz Sırpmışız ve dedelerimizin dinini terk edip başka bir dine geçmişiz. Bunu da en büyük ihanet olarak tanımlıyorlar. Bu söylem 20. asırda o kadar yaygındı ki sonuçta Srebrenitsa'yı 1995'te işgal edip Boşnaklar'a yönelik soykırıma girişen Sırp general katil Ratko Mladiç ?Türklerden intikam alma zamanı geliştir" cümlesini kurmuştu. Bu kavramda aslında Avrupa'nın ?ötekiye" gösterdiği önyargı tarihinin özü saklıdır. Tabi, tarih boyunca bu ifadenin başka anlamlar da taşıdığını söylemek mümkün. Mesela 19. asır Bosna'sında merkezi yönetim tarafından gönderilmiş bazı valilerin reformlaşma sürecinde Boşnakları baskı altında tuttukarından artık onlar için yabancı anlamını taşıyan ?Turkuşa" adını kullanmaya başlamıştır. Yani Bosnalılar ve yönetim arasında mesafeyi gösteren bir anlayış başlamıştı o zamanlar. Veya bugün değişik şeylere rastalayabilmek mümkün. Çanakkale'de bir konferansa katılan bir araştırmacımız Türkiye'de doğup yaşayan Boşnak asıllı vatandaşlara rastlar ve cuma namazına iştirak etmemelerinin sebebini sorar kendileri de ?biz biraz Türkleştik" ifadesini kullanır. İşte başka bir bakış açısı ve kelimlerin değişik bağlamda değişik anlama gelmelerine işaret eden bir vaka.

"BİRÇOK TARİHİ ESER YENİLENMEYİ BEKLİYOR"


Zambak.ba: Türkiye, Bosna Hersek'te ortak tarihi mirasımızın nişanları olan birçok yapıyı restore etti. Sizce benzer bir ilgiyi hakeden başka hangi önemli tarihi yapılar mevcut?

Sedad Bešlija: Evet, bu gelişme ortak tarihi mirasımızı yeniden ayağa kaldırmak için çok önemli olumuştur. Tarih ve kültür bağlarımızı güçlendirmek ve tarih şuurunu geliştirmek adına yapılmış büyük bir hizmettir bu. Bosna-Hersek adına bu vesile ile bir kez daha Türkiye devletine teşekkür etmek isterim. Camiler, tekkeler, köprüler, medreseler, hamamlar, kaleler restore edildi. Bunun devamı da gelecek, bundan eminim. Zaten birçok proje işlemde birçoğu da hazırlık aşamasında. Özellikle T.C. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve TİKA, bu konuda öncü kuruluşlar. Yenilenmeyi bekleyen birçok eser mevcut. Son zamanlarda Mostar'a yakın Klepci kasabasında ve Mostar Köprüsü'nden daha eski yani 1517 yılında Hersek Sancak Beyi Dautpaşa Mustafa Bey tarafından yaptırılmış köprü gündemdedir. Temennimiz en yakın zamanda bu eser de tamamlanır ve hizmete sunulur.


SOY AĞACI İZLERİ NASIL TAKİP EDİLEBİLİR?


Zambak.ba: Türkiye'de Bosna Hersek kökenli milyonlarca vatandaş yaşıyor lakin Bosna Hersek'te kendi soy ağaçlarını takip edebilmek için nasıl bir yol izleyeceklerini bilmiyorlar. Sizin bu hususta tavsiye edebileceğiniz şeyler var mı?

Sedad Bešlija: Araştırmacı olarak sıkça rastladığımız bir konu. Son yıllarda talepler arttı. Ancak hiç de kolay olmayan bir sorun. Çünkü tarih kaynaklarının karakter ve çeşitine bağlı bir şey. Biz en fazla 19. asrın ortalarına kadar soy ağacı izlerini takip edebiliriz. Daha geriye gidecek olursak soyadı sıkıntısı ile karşılaşıyoruz. Malum çağdaş soyisimler Avrupa'nın 19. asırda getirmiş ve nüfus sayımlarına yansıtmış olduğu bir sistem. Bu konuda tarihte büyük iz bırakmış aileler istisnadır. Mesela onların vakfiyeler üzerinde izlerini takip etmek daha kolaydır. Bu serüvene başlamak isteyenlere tavsiyem öncellikle göç konusunu ele almış çalışmaları okumalarıdır. Ardından çesitli bu konuda yardımcı olabilecek defter ve evrak kayıtlarını koruyan arşivlere müracaat etmeleridir. Gerisi ter ve şans meselesi.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri