19 Ocak 2017 Perşembe
Anasayfa > Yazarlar > İlker Akkaya > Yine Bulundu Cennetin Yeni Bir Kapısı
İlker Akkaya

Yine Bulundu Cennetin Yeni Bir Kapısı

15.11.2013 13:50:34 12 14 16 18 yazdır
Yazar : İlker Akkaya

Savaşın üzerinden 18 yıl geçti geride yaklaşık 300 bin katledilen insan, 400 bin yaralı ve 1 milyona yakın göç ve bu insanların yasadığı tarifi mümkün olmayan acılar yumağı kaldı. Bosna savaşı sıradan bir savaş değildi, aslında bu bir savaş değildi. Belki de en basit ifade ile bu mükemmel bir ölüm makinesinin masum insanların üzerinden geçip katletmesi idi.


Yer Bosna Hersek`in kuzeyinde bulunan Prijedor şehri. Savaştan önce Boşnakların yoğun olarak yasadığı ancak şu an azınlık olarak kaldıkları şehirlerinden sadece bir tanesi. Yaklaşık iki ay önce açıldı esasen Prijedor`daki toplu mezar. Saraybosna`dan yola çıkıyoruz yaklaşık 5 saat süren bir yolculukla ancak varabiliyoruz dağların tepesinde bulunan bu ölüm kokan yere. İlk defa bir toplu mezara gidiyorum, beklide ilk defa hissedeceğim bu mazlum ve mahzun insanların çektikleri acıları en yakından. Arabadan iniyoruz, yağmur sicim gibi yağıyor, her yer çamur, biraz ileride kocaman çukurlar içerisinde kazma kürek çalışan birileri. Kazının yapıldığı alanın şefi geliyor yanımıza. Bizi alıyor kazı alanına doğru götürüyor, alana yaklaştıkça inanılmaz bir koku sarıyor etrafı yüzlerce cesetten gelen. Kazı alanındayız, görevliler bizi çok yakına yaklaştırmıyor ancak 10 metre yakınına kadar gidebiliyoruz alanın. Aşağı bakıyoruz kahverengi toprağın ortasında kendi şeklini çoktan yitirmiş bir şeyler var, soruyorum şefe bunlar mı evet diyor başını sallıyor. Allahım nasıl bir manzaradır bu. Bir insan nasıl bu vahşeti yapabilir nasıl olurda hayvanlardan bu derece aşağı düşebilir. Evet, gözümüzün önündeki 7-8 metre derinliğindeki kocaman çukurlarda yüzlerce ceset var, kadın var yaşlı var, çocuk var, bebek var, o çukurda yüzlerce insan var, yüzlerce şehit var. Kim bilebilirdi ki cennetin yeni bir kapısı açılacak bu dağın tepesinde. Şefe dönüyorum göz göze geliyoruz, " Bakma öyle bu daha bir şey değil" dercesine bakıyor ve ekliyor "Bu kısmı bitirdik diyor, şimdi şu tepenin arkasında çalışıyoruz. Bakıyorum koca koca kepçeler deviriyor koca koca ağaçları geçen 18 yıl üzerinden o şehit toprağı üzerinde yetişen, yaklaşıyorum derinlik 5- 6 metre ama halan cesetlere ulaşılamamış. Soruyorum Şef Mujo`ya nasıl buldunuz burayı kim verdi bilgiyi "Savaşta burada bu katliamı yapan bir Sırp çetnik geldi herhalde bu vicdan azabına dayanamamış ki yaptıkları katliamları ve nerede yaptıklarını anlattı ve bizde burayı bulduk" diyor. Aşağıda çalışan ekibe bakıyorum yeni bir cesedi koyuyorlar ceset torbasına ceplerine bakıyorlar kimlik çıkar mı umuduyla ancak bir anahtar buluyorlar beklide cennetteki köşkünün kapısını açacak anahtarı. Biz çekimimize başlıyoruz sicim gibi yağmur altında. İşimizi bitirdik derken bir kaç insan gözüme ilişiyor. Bir kadın 2 erkek bir de genç bir kız. Etraflarına bakına bakına yaklaşıyorlar kazılmış o derin çukurların yanına, merak ediyorum sakallı olan adamın yanına gidiyorum selam veriyorum. "Hayrola ne işiniz var burada" ilerideki kadını gösteriyor " Bu kadın" diyor "Benim kız kardeşim, kocasını katlettiler burada, onun için geldik" diyor. Nerelisiniz diye soruyor Türküm ben diyorum, yüzü gülüyor güzel vatan Türkiye diyor. Gittiği şehirleri sayıyor ve ekliyor ben otobüsle çok hacca gittim Türkiye üzerinden kapıkuleden girince kendimi vatanımda hissediyorum ben diyor. Elimden tutuyor sen de böyle hisset bu topraklarda olur mu evlat diyor, başımı sallıyorum olur amca diyorum. "Rica etsek kız kardeşiniz bizle ufak bir röportaj yapar mı?" Gel diyor koluma giriyor götürüyor kardeşinin yanına, "Bu arkadaş Türk, senle röportaj yapmak istiyor" kadıncağız kırmıyor bizi olur diyor. Mikrofonu uzatıyorum ama ne soracağım ki kocasını akrabalarını yitirmiş birine ne soracağım? "Ne hissediyorsunuz şu an" diyebiliyorum başlıyor anlatmaya, hanımefendi eczacı, kocası ise öğretmenmiş Sırp çetnikler yüzlerce insani toplayıp buraya getirmişler kocası da bu insanlar içerisinde gerisi malum, gözleri doluyor çok zorlamıyorum, özür diliyorum. Gözlerimin tam içine bakıyor ve söyle diyor "Sen beni bırak asil sen ne hissediyorsun" şaşırıyorum çünkü ben soru sormaya alışığım cevap vermeye değil ki. Tekrarlıyor "Sen ne hissediyorsun" diyor. "Ben" diyorum susuyorum, bir şey diyemiyorum "Ben söyleyecek bir şey bulamıyorum" diyebiliyorum söylenecek o kadar çok şey olmasına rağmen, sanki kelimeler geçmiyor gırtlağımdan yukarı, dilim bağlanıp kalıyor, acı bir his çöküyor yüreğimin tam ortasına. "Biz" diyorum " Bu bizim suçumuz, biz yardım etmedik size, bekli de edemedik diyebiliyorum" daha fazla konuşamıyorum, göz yaşlarımı siliyorum adam gözümün içine bakıyor ve devam ediyor "Bu kimsenin suçu değil kardeşim, bu sizin de suçunuz değil, Allah`ın takdiri bu, demek bunlar yaşanması gereken şeylermiş, bak işte orada yatanlar hep şehit, bize tevekkül gerek bize sabır gerek" diyor beni rahatlatmaya çalışıyor, yapmadığımız şeylerin utancını yüzüme vurmuyor. " Allah`tan geldik Allah`a döneceğiz, Allah`tan geldik Allah`a döneceğiz"


İlker Akkaya - TRT Bosna Hersek Muhabiri

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.